1876 yılında Kanun-i Esasi ile başladı. 1921 yılında Teşkilat-ı Esasiye adıyla yeni rejimin temeli oldu.
1960 darbecileri adını değiştirerek “Anayasa” yaptılar.
Değişmez anayasalardan sayılıyordu ama 50 yılda değiştirilmek bir yana delik deşik edildi.
Şekil değiştirmekten geçmişi unutuldu.
Kevgire döndürüldü.
Birileri kendi çıkar ve istekleri doğrultusunda “oyun hamuru” gibi mıncıklıyor.
12 Eylül 2010’da yapılacak halk oylaması ile bazı parçaları değişecek.
Asıl anlaşılmayan ise “12 Eylül Anayasası” söylemleri.
Ortada 12 Eylül Anayasası mı kaldı?
1982 yılından beri 15 kez değişikliğe uğrayan ve yaklaşık 94 maddesiyle oynanan bir anayasayla ülkenin bundan sonra nasıl yönetileceği sorgulanmıyor.
Tüm siyasi partilerin bir araya gelmesi, belli büyüklükteki sivil toplum örgütlerinden alınacak temsilcilerle yeni bir anayasa yapılması konuşuluyor ama gerçekleştirmek için de çaba harcanmıyor.
Anayasalar genel konuları içerir.
Detaylara girilmez.
Detaylar yasalarla kurallara bağlanır.
Bizim anayasamız bu tanımlara uymuyor.
Asker tarafından, “askeri iç hizmet yönetmeliği” gibi düzenlenmiş.
Adamın gözlerini bağlamışlar da, önüne bir fil getirmişler.
Elleriyle dokunarak çeşitli tahminler yapmış ama anlattıklarının içinde fil yokmuş.
Anayasa toplumun başı üzerinde her an düşmeye hazır bir kılıç gibi sallanmamalı.
Halkın huzur ve güvenini sağlayacak kurallar içermeli.
Anayasa kitapçığını eline alan herkes kendi haklarını görüp anlayabilmeli.
Şifre kitabı gibi anayasa olmaz.
Bizim anayasa maddeleri üzerinde konunun profesörleri bile anlaşamıyorlar.
Yaptıkları yorumlar arasında çok küçük ayrıntılar olur da “yorum farkı” denilebilir.
Kitapta “beyaz” yazıyordur, uzman bunu “kırık beyaz”, ya da “griye çalıyor” diye yorumlayabilir.
İnsan beyni o kadarcık farklılık yaratabilir.
Son yıllardaki anayasa yorumları “kabus”a dönüştü.
Cumhurbaşkanlığı seçimleri dahil çok konudaki yorumları dinlediğimde :
“Bunlar acaba aynı anayasadan mı söz ediyorlar” diye önce kendime, sonra da çevremdekilere çok kez sorduğum oldu.
Meclisten “bu beyazdır” diye bir karar çıkıyor.
Anayasa profesörlerinin bazıları “beyaz”, bazıları “siyah”, bazıları “gri”, bazıları da “mor” yorumlarıyla halkı çıldırtıyorlar.
İnsanın gözünde ve anlama yeteneğinde çok belirgin rahatsızlık yoksa aynı konu üzerinde bu kadar farklı görüşler ortaya çıkmaz.
Benim aklıma “Anayasa” adından kaynaklanan bir durum olduğu geliyor.
Toplumuzda kadına uygulanan yaygın şiddet “dişiliği” çağrıştırdığı için “anayasa”ya da yansıyor.
Adını değiştirsek.
Eskiye dönüp “Teşkilat-ı Esasiye” yapsak veya “Babayasa” desek, Anayasa’yı belki rahat bırakırlar.