Deniz Baykal parasal konularda temizdir. Hakkında parasal yolsuzluk söylentileri çıkaranların birer sahtekar oldukları zaman içinde anlaşıldı.
Çıkarılan her yolsuzluk söylentisinden sonra aklanan Baykal sürekli güç kazandı.
Sonunda dost düşman herkes anladı ki, Baykal parasal konularda suçlanamaz.
Suçlayan ya aptaldır, ya da alçak.
Baykal dürüst müdür?
Parasal konularda evet….
Nedir ki, dürüstlük çok geniş bir alanı kapsar.
Parasal konular, bu alanın sadece bir kısmını oluşturur.
Erdoğan-Baykal-Bahçeli üçlüsü o kadar güzel anlaşıyorlardı ki, Baykal’ın geçmişteki yanlışları gündeme getirilmemeye özen gösterildi.
Bu bağlamda, Baykal’ın bir aşk masalıyla koltuğundan inmesi siyasi ahlaka pek uygun düşmedi.
Baykal siyasi hatalarının hesabını vermeden gitti.
Tansu Çiller’i 2 kez Yüce Divan’dan kurtardı.
Erdoğan bu konuda hiç konuşmadı.
Devlet Bahçeli o tellere basmadı.
MHP’nin en çok konuşanı Oktay Vural konuya teğet bile geçmedi.
Baykal karşıtlığı ile ortaya atılan ve meydanları dolduran Mustafa Sarıgül’ün bu konuyu gündeme getirmemesi ise ayrıca sorgulanmalı.
CHP’liler gözlerini kapattılar ve Hasan Sabbah’ın fedaileri gibi davrandılar.
Ankara Belediye Başkanlığı’nı Melih Gökçek’e altın tepside sunan Deniz Baykal’dan bunun hesabını da sormadılar.
SHP, Korel Göymen’i aday göstermişti. Refah Partisi İ.Melih Gökçek’i
Melih Gökçek’in seçimi kazanma olasılığı bulunmuyordu.
Fakat Deniz Baykal ortaya çıktı.
12 Eylül darbesi öncesi Ankara Belediye Başkanı Ali Dinçer’i aday gösterdi.
Melih Gökçek 393.623, Korel Göymen 387.152, Ali Dinçer 30.082 oy aldılar.
Gökçek 6471 oyla seçimi kazandı.
Baykal’ın inadı ile aday olan Ali Dinçer’in aldığı 30.082 oy boşa gitti.
Yıllardır kimse Baykal’a “sen ne yaptın” diye soramadı.
Gökçek de bu büyük kıyağın altında kalmadı .
Batıkent’in en büyük parkına “Ali Dinçer” adını verdi.
Baykal’ın bilerek yaptığı en büyük siyasi yanlış ise “solculuk” oynamasıdır.
Baykal liderliğindeki CHP Türk solunu sömürgeye çevirmiştir.
Solun pınarından bir yudum su içmemiş Baykal, Türk solunun ve Türkiye’nin geleceğini çalmıştır.
Erdoğan’ın önünü açarak bu günlere gelmesini sağlaması ise “demokrat” bir anlayışın eseri değildir.
Yıllarını verdiği siyasetten en küçük bir kazanım sağlayamadığını gösteren çok büyük bir hesap hatasıdır.
Kaset olayında ise Baykal’ın tüm dürüstlük imajı iflas etmiştir.
Özel yaşamında yaptığı kimseyi ilgilendirmez.
Kaset patladıktan sonraki tavrıyla kendini bitirmiştir.
Öyle bir olay yoksa, bildiğimiz Baykal olarak esip gürleyecek ve hesap soracaktı.
İlişki ve kaset doğruysa, mikrofon ve kameraların karşısına çıkarak adam gibi sahiplenecekti.
İkisini de yapamadı.
Kendisini ve olayda adı geçen kadını küçük düşürdü.
Bu durumda Baykal dürüst müdür?