Hani bilirsiniz, yontma taş devri, cilalı taş devri gibi isimlerle insanlık tarihinin ilkel dönemleri isimlendirilir.
Bu mantıkla hareket ederseniz, Türkiye’nin Boş işler çağı döneminde yaşadığı anlaşılır.
Çin takviminden hoşlananlar için, fare yılı, ejderha yılı gibi nitelemelere de aykırı değil “Boş işler çağı”.
“Nice gördüm dizlerini döveni / Giden ömür geri gelmiyor” türküsü söyleyerek dövünenlere, “Nafile ibadet oluyor da, nafile çene yorma yarışması niye olmuyor?” sorusu yönelterek boş işler çağı avukatlığı yapmak da mümkün.
Başbakanın savcılığa, ana muhalefet liderinin avukatlığa soyunduğu bir ülkede boş bulunup, boş işler bakanlığına soyunmanın da garip bir yanı yok.
“Siyaset boşluk kaldırmaz” teorisi kabak gibi önünüzde dururken, siyasi boşluğu da erken kalkanın yani fazla gürültü çıkaranın doldurması kader değil, kaçınılmazlıktır.
Ümüğü sıkılarak adı dahi unutulmuş TRT’yi ülke gündemine getirmek yabana atılır bir şey değildir. Bu başarı boş işler sayesinde elde edilmiş olsa bile.
Demek ki, insanlar o kadar boş ki, boşlukta 41 yılda bir kez fare yakalayan kediyi bile fark edebiliyorlar. Herkesi tebrik etmek lâzım.
Boşlukta 70 milyon insanı boş işlerle uğraştırma işinin kolay olmadığı malûm. Boş işler çağı nitelendirmesi anaların ak sütü gibi helaldir Türkiye’ye.
Ne diyor Başbakan: Ben Ergenekon’un savcısıyım.
Başbakan’ın ağzına bakan ana muhalefet partisi lideri ne diyor: Ulan sen savcısıysan, ben de Ergenekon’un avukatıyım.
Size ne rol kalıyor?
Sakın beyninizde “Hakimlik” diye geçirmeyin. O sıfatı Başbakan’a armağan ettiğinizi ne çabuk unuttunuz?
Eh, geriye “Sanık”lıktan başka kalan bir şey yok. Kusura bakmazsınız her halde..
Tabii boynunuza “yalakacı” yazan bir yafta, yada yakanızda “katip” yazan bir kart yoksa.
Seyircisiz film olmaz gerçeğini unutmuş değiliz. Yukarıdakilerin hiç birisine layık görülmeyenler için kala kala seyirci olmak kalıyor.
Boşlukta Başbakan’ın ağzına bakan bir başka politikacı da, “Bana ‘Yavru’ diyorsun, ben de sana ‘cücük’ derim” demiş.
Adam bir senaryo yazmış 70 küsür milyonu oynatıyor. Bunun neresi ‘Cücük”, bari Allah’tan kork! (Bu yazı 18 Ocak 2009’da yazılmıştır)